Radyoskop Dergisi | Bu web sitesi Webyönet Sürüm 4.0 ile hazırlanmıştır.
 
 
 
Bu sayıda
Arşiv
İletişim
 
 

Radyoskop ile ilgili gelişmelerden haberdar olmak için eposta grubumuza üye olabilirsiniz.

 
 

 
 

 

 

   » Makale

Şöhret Yolculuğunda Kadir Çöpdemir

Kim kaldı ki ilk radyoculardan? Radyoyu bırakıp televizyona kapak attı herkes. Ama o yıllardır kamera önünde olmasına rağmen radyodan hiç kopmadı. Sorulduğunda hala “önce radyo” diyor. Aslında ekrana çıkmak onun için kolay bir karar değildi. Çünkü ne Brad Pitt gibi bir yüzü ne de George Clooney gibi bir bakışı vardı. Doğal bir çirkinliği vardı Kadir Çöpdemir’in...Ancak o insanları sesiyle çoktan tavlamıştı. Gerisi kendiliğinden geldi. Biraz şans, bolca emek ve tabii ki kayıtsız şartsız bir özgüven sayesinde.
Kadir Çöpdemir’le NTV İstanbul stüdyolarında konuştuk. Perşembe günüydü ve ertesi gün yayına girecek ‘Gerçeğin Ta Kendisi’ programının sokak röportajlarını bitirmesi gerekiyordu. Ben de O’nunla röportaj yapacaktım; O sokaktaki insanlarla. Düşündük taşındık, birlikte sokağa çıktık.
Arabaya bindiğimizde öne oturdu. Arkaya oturması ergonomik açıdan uygun olmazdı zaten.

Ortaklar Caddesi’ne çıktığımızda her şey gayet yolunda gibiydi. O sorularını soruyor, ben fotoğraflarımı çekiyorum, mikrofon kablosuna bastığım için sürekli Alev’den (yardımcısı) uyarı alıyorum, derken nasıl olduğunu anlamadan Kadir Bey’in kulaklarından dumanlar yükselmeye başladı. İşte madalyonun öteki yüzü tam karşımdaydı. İşi insanları güldürmek olan bir insan nasıl da çabuk ve çok sinirlenmişti. Sorun neydi biliyor musunuz? Yanlış pin kodu girdiği için kapanan cep telefonu. O an bir kez daha anladım ki; komik adamların hayatları şen kahkahalarla süslü bir mutluluk senfonisinden ibaret değil. Önce biraz (!) kızdı, bana değil tabii ekip arkadaşlarına, sonra yanıma gelip durumu açıkladı ve kendisi yardımcısı Alev’le birlikte NTV’de beklememin sorun olup olmayacağını sordu. Doğrusu ben de yorulmuştum.
Sıcak bir kahve güzel bir fikirdi. Biz NTV’ye, o ise en yakın telefoncuya...
Alev Hanım oldukça misafirperver davrandı. Bir saat bekledikten sonra, tam “bana müsade” demek üzereydim ki elinde kocaman bir tatlı paketiyle karşımda belirdi...Bayanlar baylar, Kadir Çöpdemir…Tatlı yiyip tatlı konuştuk…
Kadir Çöpdemir oyuncu, televizyon programcısı, reklam yıldızı, radyocu...Kısaca şov dünyasında yapabileceği ne varsa yapıyor. Yapacak tabii, bugünlere kolay gelinmiyor. Aksi halde arabada giderken, yeni satın aldığı boğazdaki evinin dekorasyonundan bahsedip duramazdı.
Bir mankenlik kaldı yapmadığı. Bakarsınız yakında o da olur. Ancak o tam bir radyo aşığı. Anlattıklarına katılmamak elde değil. “Şu anda yaptığım tüm işlerden kazandığım parayı bana verebilecek bir radyo kanalı varsa, hepsini bırakıp sadece radyo programı yapmaya hazırım” diyor. Anlayacağınız sırf ekranda görünmek için değil bütün bu yoğunluk ve yorgunluk. İşin ego tatmini kısmını aşmış Kadir Çöpdemir. Türkiye’de binlerce radyocu açlık sınırında gezinirken, sunulan fırsatları değerlendirmemek büyük bir hata olurdu Çöpdemir için. Televizyonla parlayan yıldızının radyocu kimliğini gölgede bıraktığını düşünmüyor ayrıca. Ekranda görünmediği zamanlarda da herkesin dilindeydi Çöpdemir. O hala “Canlarım benim” diye başlıyor söze. Tek fark çok daha fazla insan merak ediyor ne söylediğini. Fena mı?
Kadir Çöpdemir çocukluğu boyunca ünlü olmayı hayal etmiş bir insan değil gördüğüm kadarıyla. Aynalara bakarak şarkı söylemişliği var mıdır bilmiyorum (keşke sorsaydım) ama hangi işi yaparsa yapsın hakkıyla yapacağına eminim. Herkesin sorduğu soruyu ben de sordum. “Televizyona geçmek için bir basamak mı radyo?” Verdiği cevap aklımı karıştırdı. “Şu anda tüm radyocular televizyona geçmek için fırsat kolluyor, proje üretiyor, yapımcılarla görüşüyor. Ancak benim için her şey kendiliğinden gelişti”. Hangisi daha sağlıklı sonuçlar doğuruyor acaba dedim kendi kendime. Şartları zorlamak mı, oturup beklemek mi? Televizyonda görünmek için bir iki sevimlilik yapmanın yeterli olduğu bu dönemde radyoda kalmak en iyisi galiba. (“röportajcı radyocu”nun yorumu!)
Bir dönem radyo yöneticiliği de yapmış Çöpdemir. Genel Yayın Müdürlüğü’nü üstlendiği yıllarda Radyo Klas zirve semalarında gezinirmiş hep. “Radyo patronu olmak ister miydin?” diye sorduğumda öğreniyorum bunu. İşin stresinden pek hoşlanmamış ve kapanmış o sayfa. Kadir Çöpdemir sevmiyor aslında koşturmayı.“Bu yoğunluktan memnun musun?” diye sorduğumda gözlerini büyük büyük açarak “Ben mi” dedi. Korktum önce, özel hayatı ile ilgili bir soru mu sordum bilinçsizce diye yokladım kendimi. Derken “Yok be, ben sukunet adamıyım, sakinliği severim” diye ekledi. “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu be Kadir Çöpdemir” diyecektim ki “Şu anda sevdiğim işleri yapıyorum, bunlar bizim işimizin bir parçası, yapmazsam yaşamak için ihtiyacım olan parayı kazanamam zaten. Hem televizyon, dizi gibi işler çok geniş kitleler tarafından tanınmamı sağladı, ne var bunda?” diye bitirdi sözlerini. Kendiliğinden gelen kısa süreli bir sessizlik sonrasında benimle bir hayalini paylaştı. “Ne istiyorum biliyor musun? Şöyle güzel bir radyo kanalı açayım, çok beğendiğim radyocuları çağırayım yanıma, iyi de bir finansörümüz olsun, tek işimiz radyo olsun”Ahhh...Ne güzel olurdu be Kadir Abi!
Kadir Çöpdemir samimi bir insan. Konuşurken bunu fark ediyorum. Olduğu gibi, düşündüğü gibi, hissettiği gibi. “Programımın sevilmesinin en büyük nedeni samimi iletişim olsa gerek” diyor o da zaten. Hatta “Ekmek Teknesi” dizisindeki ‘Kirli’ karakterini canlandırırken bile oynamıyor bence. “Dinleyici kimin içten olduğunu, kimin oynadığını hemen anlıyor ve rolcülere prim vermiyor Serkancığım” diyor Kadir Çöpdemir ve ekliyor“ Ben sosyal mesajlar vermek gibi bir kaygı taşımıyorum programda. Maksadım akşama kadar kafası şişen insanımı biraz rahatlatmak, biraz güldürmek, çok şey mi istiyorum?” Aslına bakarsanız, Kadir Çöpdemir programında da, günlük hayatında da geyik yapmayı sevmiyor. Anlamsız muhabbetler çeviren insanlara tahammülü kalmamış pek. “Süre doldurmak için konuşmayalım lütfen abicim” dedi...Çok kızdı boş konuşanlara...
Radyoculuğun maddi boyutunu pek konuşmuyoruz Kadir Çöpdemir’le. Kendisinin tuzu kuru olduğu için değil; etrafta bunca sorun varken radyocular neden para kazanamıyor diye sormak içimden gelmediği için. Gördüğüm kadarıyla Çöpdemir’in Türk halkına inancı sağlam. “Bu ülkede sosyal refah bir sağlansın, Amerikalıların yüzyılda roketle gidemediği Mars`a 5 yılda kamyonla gitmezsek yüzüme tükür. Büyük potansiyel var bizde!” diyor sohbetin bir yerinde.
Radyoculukta ekonomik anlamda iyileşme olması için ilk önce kalite standartlarının yükseltilmesi gerektiğini düşünüyor. “Sokaktaki 50 kişiden biri radyocu, ne olacak bizim sonumuz” diyorum. Susuyor ve bir dilim baklava atıyor ağzına. Sorumu geri alıyorum, bir baklava da ben yiyorum.
Televizyona çıkması sevenlerinin sayısında artış sağladı mı bilmiyorum ama daha çok tanındığı ortada. Zaten onu seven samimiyeti, içtenliği, enerjisi yüzünden seviyor, öyle değil mi? Kirli sakalına ya da yastık göbeğine hayran olanlar da olabilir tabii...Mesleğe başladığı ilk yıllarda bir saatlik programı boyunca durmadan konuşup, hiç şarkı dinlettirmeyen, özel radyoların ilk kahramanlarından Kadir Çöpdemir onca işin arasında radyoyu hiçbir zaman ihmal etmeyerek büyük bir vefa örneği sergiledi ve biz radyocuları can evinden vurmayı başardı. Ekmek Teknesi adlı dizi ile oyunculuğa adım atan Kadir Çöpdemir, bu röportajın deşifre edildiği günlerde Deli Duran adlı dizinin senaryosunu yazıyor ve başrolde oynuyordu. Akıbeti ne oldu bilmiyorum. O bütün bu işleri hayatını sürdürmek için yaptığını söylese de, virüs kanına bulaşmış bir kere, kurtulması çok zor. Ne olacak canım, sevdiği işi yapıyor, gayet de başarılı. Ya beslenme uzmanı olmak zorunda kalsaydı…